Kolektif Bilinçdışı ve Arketip
kolektif bilinçdışıarketipjung
İki katman
Freud'a göre bilinçdışı, kişinin kendi yaşamında unuttuğu ya da bastırdığı şeylerin deposudur. Jung bu fikri kabul etti. Ona kişisel bilinçdışı dedi. Sonra bir adım daha attı. Kişisel deneyimden bağımsız, bütün insanlarda ortak olan daha derin bir katman önerdi. Bu katmana kolektif bilinçdışı dedi.
Kişisel katman, bir hayatın unuttuğudur. Ortak katman, bir hayatın icat etmediği kalıptır. İkisi karışınca her rüya bir miras, her miras bir kişisel yara sanılır. Ayrım, bu karışmayı yavaşlatır. Yavaşlatma, katmanlardan birini silmez.
Neden böyle bir katman önerildi?
Jung, rüyalarda, mitlerde, masallarda ve dinlerde dünyanın çok farklı yerlerinden gelen benzer motiflere baktı. Bir kahramanın yola çıkışı. Bir ölüp dirilme. Bir ikiz ya da karşıt figür. Bir anne ya da bilge imgesi. Bu temalar birbirinden bağımsız kültürlerde yeniden görünüyordu. Jung bunu, insan psişesinin ortak bir yapısı olarak açıkladı.
Açıklama bir gözlemdir. Gözlem, yapının kanıtlanmış bir yasa olduğu anlamına gelmez. Benzerlik, ortak bir kaynaktan da gelebilir, kültürlerin birbirine değmesinden de, benzer hayat koşullarından da. Jung kaynağı psişenin ortak katmanında aradı. Arayış, diğer kaynakları kapatmaz.
Arketip, hazır resim değildir
Arketip, bu ortak yapının imge ve davranış kalıbı hâlidir. Sık anılan arketipler:
- Gölge: bilinçli benlik imgesine sığmayan işleyiş. Kötü yan değildir. Kesilen dürtünün adıdır.
- Persona: toplumsal yüz. Maske, yüzün kendisi sanıldığında gölge birikir.
- Anima ve Animus: karşı cinse ait iç imge. Bugün daha çok, uzak kalmış yanın adı olarak da okunur.
- Benlik: bütünlüğün merkezi. Ulaşılmış bir kusursuzluk değil, psişenin yöneldiği düzen.
Kritik nokta şudur. Arketip belirli bir resim ya da hazır bir fikir değildir. Boş bir kalıp gibi, her kültürün ve her kişinin kendi imgeleriyle doldurduğu bir temadır. Bir kahraman arketipi bir kültürde bir savaşçı, başka bir kültürde bir bilge olabilir. Kalıbı tek bir resme kilitlemek, arketipi bir karakter kartına çevirir. Kart, kişiyi yutar.
Gölgenin arketipik işleyişi de resme kilitlenmez. Bir kişide bırakamamaktır. Başka bir kişide başlatamamaktır. Bir üçüncüsünde, öfkeyi yutup başka sahnede boşaltmaktır. Ortak olan, kesilen işlevin yok olmamasıdır. Değişen, kesilen işlevin adıdır.
Tartışma, çerçevenin sınırıdır
Kolektif bilinçdışı ve arketipler, psikolojide yaygın olarak kabul edilmiş bilimsel modeller değildir. Eleştiri özellikle üç noktada toplanır.
- Arketipler doğrudan gözlemlenemez. Yalnızca belirli imgelerden çıkarım yapılır.
- Benzer motiflerin ortak bir kalıtsal yapıdan mı, kültürel yayılmadan mı, ortak insan deneyiminden mi geldiğini ayırmak zordur.
- Jung'un örneklerinin bir kısmı seçilmiş olabilir. Kendi dönemi ile kültürünün varsayımlarını taşır.
Bu yüzden kavramlar dogma olarak değil, bir düşünme çerçevesi olarak durur. Astroloji, tarot ve I Ching de bu çerçevede bir kehanet diye okunmaz. İmge ve ayna diye okunur. Ayna, bakanın durduğu yere göre başka bir şey gösterir. Gösterdiği şey, ortak bir kalıp da olabilir, kişinin kendi tarihi de. Ayırmak, okumanın işidir. Ayıramamak, her imgeyi bir arketip ilan etmekle biter. İlan, kalıbı şişirir.
Haritada ve kartta arketip, bir nokta olarak durur
Doğum haritasındaki gezegenler ve burçlar, belirli arketipsel işlevlerle ilişkilendirilir. Güneş, psişenin merkezi kimlik işlevini anlatır. Ay, besleyen ve koruyan yönü, ilk tepkiyi. Burç, bu işlevin niteliğidir. Ev, niteliğin yaşandığı sahnedir. Tarot kartları da arketipsel durumları imgeler olarak gösterir. Tek bir arketip bir kişiyi tanımlamaz. Bir imge, bir düşünme noktası sunar.
Güçlü bir tepki verilen figür, projeksiyon kapısından da okunur. Figür, kişide neye dokunuyor? Dokunuş, figürü bir arketipin temsilcisi ilan etmek için yetmez. Önce ısının olgudan büyük olup olmadığına bakılır. Büyükse, aşan kısım içeriye ait olabilir. Küçükse, olgu olgu olarak kalır. Her rahatsızlığı arketip diye adlandırmak, kavramı bir kapatma cümlesine çevirir.
Rüya da hazır bir sözlükle kapanmaz. İmge, o kişide neyi çağrıştırıyorsa oradan okunur. Kendi hikâyesini bir arketipin içine zorla sığdırmak, kalıbı hayatın yerine koyar. Sorulan şey şudur. Kalıp bu hayata uyuyor mu, yoksa hayat kalıba mı kesiliyor? Kesilen yer, çoğu zaman gölgenin durduğu yerdir. Kalıba sığmayan işleyiş, ya yansıtılır ya da kusur ilan edilir. İkisi de aynı daraltmadır.
Jung'un diğer terimleri sözlükte durur. Bu fikri Doğu geleneğiyle yan yana koyan okuma Jung ve I Ching yazısındadır. Yan yana durmak, iki geleneği aynı şey ilan etmek değildir. Bu çerçeve, tıbbi bir kararın yerine geçmez. Bir sıkıntının adı da değildir. Bir düşünme dilidir.